‘İnsanlar, görüşler farklı da olsa bir arada nasıl yaşanabileceğini görüyorlar'

Show TV’nin bu akşam ikinci bölümüyle ekrana gelecek yeni dizisi ‘Aşk ve Gurur’da ‘Türkan’ karakterini canlandıran Tülin Özen, “Dizimiz içinde her türden hikâyeyi barındırıyor” diyor ve ekliyor: “Aynı evde yaşayan kadınların farklı zihniyete ve mizaca sahip olmalarına rağmen ortak bir dille konuşuyor olmaları beni etkiledi. İnsanlar, görüşler farklı da olsa bir arada nasıl yaşanabileceğini görüyorlar bir nevi.”

Tülin Özen, 2005 yılında Semih Kaplanoğlu’nun yönettiği ‘Meleğin Düşüşü’ adlı filmde başroldeydi. ‘Beyaz Gelincik’ dizisinde canlandırdığı ‘Meryemce’ karakteriyle tam anlamıyla şöhrete kavuştu. ‘Kapalıçarşı’, ‘Muhteşem Yüzyıl: Kösem’, ‘Pek Yakında’ ve ‘Abluka’ gibi hafızalarda yer edinen dizilerde ve sinema filmlerinde rol alan Özen’in son durağı Show TV’de yayınlanan ‘Aşk ve Gurur’ oldu. Özen, Mert Fırat, Damla Sönmez ve Alper Saldıran gibi isimlerle birlikte rol aldığı dizide ‘Türkan’ adında, ailesini sırtlayan, içi içine sığmayan bir karakteri canlandırıyor. Cihangir’de bir araya geldiğimiz oyuncuyla, başta yeni dizisi olmak üzere pek çok konuyu konuştuk...

 

‘TÜRKAN KARAKTERİNİ ÇOK SEVDİM’

 

Uzun bir aranın ardından ‘Aşk ve Gurur’da Türkan karakteriyle ekrandasınız. Size “Bu dizide ben de olmalıyım” dedirten neydi?


‘Aşk ve Gurur’ içinde her türden hikâyeyi barındırıyor. Aynı evde yaşayan kadınların farklı zihniyet ve mizaca sahip olmalarına rağmen ortak bir dille konuşuyor olmaları beni etkiledi. İnsanlar, görüşler farklı da olsa bir arada nasıl yaşanabileceğini görüyorlar bir nevi. Bunun yanı sıra senaryomuz oldukça naif. Yönetmenimizin iyi niyetinin yanı sıra zengin bir oyuncu kadrosunun olması ve dizinin çekildiği yalı da dikkat çekici bir karakter unsuru. Bütün bunların yanı sıra Yıldırım Türker’in de olması benim için büyük bir etkendi.

Türkan, dizideki diğer kadın karakterlerin aksine biraz daha içi içine sığmayan biriymiş gibi duruyor...

Evet. Türkan neşeli olmaya uğraşan, deli dolu, ailenin sorumluluklarını üzerine almış bir karakter. Yıllar önce yaptığı evlilik istediği gibi olmamasına karşın aşka sırtını dönemediğini göreceğiz. Duygularını içine atmaya çalışsa da bunu başaramayacak gibi görünüyor. Bir gün tutkulu bir aşk yaşayacağına illa ki inanıyor. Aşkın yanı sıra kendinin ve ailesinin hayatını ayakta tutmaya çalışıyor. Ailesini sırtladığı için her isteğinin yola girmesi biraz zaman alacak gibi duruyor. Türkan’ın böyle hafif tatlı, hafif sert yanının olması çok güzel. Bu karakteri çok sevdim.

Dizinin ilk bölümünde karakterlerinizin ismiyle benzerlik taşıdığı için Türkan Şoray-Kadir İnanır ikilisine yapılan gönderme oldukça dikkat çekti...

Türkan’ın, Ahmet Rıfat Şungar’ın canlandırdığı Kadir karakteriyle bir münasebeti söz konusu. Gönderme güzeldi ancak bu ikiliye sadece isim olarak benzeyecek durumdayız. Türkan Şoray ve Kadir İnanır gerçek anlamda birer ikon. Biz de tatlı bir uyum yakaladık. Güzel bir birliktelik yaşanabilir belki...

 

‘Tüm oyuncular saygılı ve profesyonel’

‘Aşk ve Gurur’, Jane Austen’in ‘Gurur ve Önyargı’ adlı romanından ekrana uyarlanmasının yanı sıra 2005 yılında Joe Wright tarafından beyazperdeye aktarılması sebebiyle milyonlarca kişiye ulaşmış bir yapıt olarak dikkat çekiyor. Bu durum seyircinin beklentisini yükseltiyor olsa gerek...

İnsanlar diziyi, okudukları roman veya izledikleri film üzerinden sevip sevmeme, beğenip beğenmeme gibi karşılaştırmalar yapıyor. Hiç kimse romanı okuduktan veya sinema filmini izledikten sonra televizyona uyarlanan haliyle bir kıyaslama yapmamalı. Kıyaslama yapılırsa bu hem romanın yazarına hem filmi çekene hem de bizim senaristimize haksızlık olur. Dizinin bir bölümü 150 dakika sürdüğü ve temelde uzun soluklu olması hedeflendiği için ister istemez romanın çizgisinden ve sadelikten uzaklaşıyorsunuz. İçerisine başka yan hikâyeler ve karakterler ekleniyor. Ayrıca romanın başka bir döneme ve başka topraklara ait olması da farklılık yaratıyor. Şimdiye kadar okuduğumuz senaryo ve çekilen sahneleri gözümün önüne getirdiğimde
bu iş aşkı, gururu, önyargıları ve ailenin yapısını gayet saygılı bir biçimde karşılıyor.

Dizinin oyuncu kadrosuna bakan bazı seyircilerin “Şampiyonlar Ligi” dediğine tanık oldum. Ekiple uyumunuz nasıl?

Sete ilk adım attığımızda sıcak bir hava vardı. Mert’le (Fırat) ve Begüm’le (Akkaya) daha önce ‘Kapalıçarşı’ adlı dizide, Ayris Alptekin’le ‘Mavi Dalga’ adlı filmde, Kubilay Karslıoğlu’yla Devlet Tiyatrosu’nda beraber çalışmıştım zaten. Damla Sönmez, Laçin Ceylan, Ahmet Rıfat Şungar ve Rojhat Özsoy başta olmak üzere diğer oyuncuları da tanıyordum. Ekip olarak ilk okumayı yapyaptığımızda o kadar mutluyduk ki... Kapıdan içeri adım atan her oyuncu işine saygılı ve profesyonel. Gerçekten burada aile gibiyiz!

 

‘SOSYAL MEDYADA ÇOK AKTİF DEĞİLİM’

 

Sosyal medyadan veya kişisel olarak size diziyle ilgili ne yönde tepkiler geliyor?

Özellikle Türkan-Kadir ilişkisine yönelik çok sayıda olumlu tepki aldım. Dizinin geneline dair pozitif bir hava var. Sadece kitabını bitirmiş insanlar biraz şaşırdıklarını söyleyebiliyor. Ben bunun dizi ilerledikçe çok çabuk değişeceğini düşünüyorum. Öte yandan zaten sosyal medyayı çok takip eden biri değilim.

Neden takip etmiyorsunuz?

Yaşanan gelişmeleri sosyal medyadan takip etmektense insanlarla bir araya gelip “Ne oluyor, nereye gidiyoruz, daha sağlam nasıl bir arada kalabiliriz?” diye bir arada oturup konuşmaya özen gösteriyorum.
Ülkemizde haber takibinin çok zor olduğunu düşünürsek gündemi Twitter’dan takip ediyorum ama kendi
adıma çok aktif değilim. Zaten sosyal medya oldukça genel geçer bir hal aldı. Bir şeyin öncüsü veya sözcüsü olmadığım için de böylesi daha iyi bana kalırsa.

 

‘Popülarite ve yıldız olmak üzerinde hiç durmadım’

Sizi pek çok dizide ve sinema filminde izledik. Kariyeriniz açısından şu an olmak istediğiniz yerde misiniz?

Oyunculuğa Semih Kaplanoğlu’nun yönettiği ‘Meleğin Düşüşü’nde başrol olarak başlamak benim için olağanüstü bir şans ve deneyim oldu. Popülarite, magazin ya da yıldız olmak üzerinde hiç durmadım. Bütün bunlardan ziyade iyi senaryo ve beni zorlayacak yönetmenler tercihim oldu. Benzer yapımlarda rol almamaya da özen gösteriyorum. “İyi bir kariyer mi?” diyecek olursanız, bilmiyorum. Kariyerim çok umurumda değil.

 

Tülin Özen, “Akıl sağlığını yitirmemeye çalışan insanlar olarak çok güzel espriler yapıyoruz. Espri yeteneğimizi kaybetmedik ama bunu acıdan üretiyoruz. Artık mutluluktan üretmemiz lazım” diyor.

 

‘Empati yapmazsak çözüm üretemeyiz’

Geçtiğimiz günlerde Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne bir saldırı gerçekleştirildi. Bu üzücü olayı ilk duyduğunuzda neler hissettiniz?

Olayların şiddetle veya göz korkutarak çözümünün olduğunun düşünülmesi insanı çok sinirlendiriyor. İster istemez gereksiz bir gelecek kaygısı yaratıyor. Bu saldırı çok korkunçtu. Her bireyin karşılıklı empati kurması gerekiyor. Empati yapmazsak çözüm üretemeyiz.

 

‘Gerçek hikâyeleri olan filmler tercihimdir ’

Şu sıralar gündeminizde bir sinema filmi var mı? Gişe veya sanat filmi ayrımı yapıyor musunuz?

Hayır, yok. Gişe veya sanat filmi ayrımı yapmıyorum. Belli bir seviyede komedi yapan, gerçek hikâyeleri olan filmler tercihimdir.

 

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Adana’nın Aladağ İlçesi’ndeki kız öğrenci yurdunda çıkan yangında kaybettiğimiz 11 kız
çocuğunun anısına düzenlenen ‘Aladağ Okuma Tiyatrosu’yla, Ses Tiyatrosu’nda sahneye çıkan Tülin Özen, “8 Mart, bu ülkede ve ne yazık ki dünyanın birçok ülkesinde ses getirmesi, dikkat çekmesi gereken bir gün. Bu sene de inatçı, etkileyici ve coşkulu bir yürüyüş ve birçok etkinlik vardı” diyor.

 

‘Evlilik biraz dayatılan bir şey’

Evliliğe bakışınız nedir?

Şu an evlenmek gibi bir düşüncem yok. Başkalarının ne dediğine göre yaşamak durumunda kalabiliyoruz hepimiz. Hayatında seni buna zorlayan bir durum yoksa, karşındaki insana güveniyorsan, sorun yoktur. Evlilik biraz dayatılan bir
şey. “Hadi artık ne zaman?” sorularının yanıtı. Çiftlerden biri evliliği dayatmıyorsa, bu kadın ya da adam için çok da büyük bir hayal değilse, evlenilmemesi doğaldır. Öte yandan aile kurmak veya güvendiği birisiyle yaşamak her insanın hayalidir. Bu konuda ben böyle düşünüyorum.

 

‘Tiyatro hiçbir zaman bitmez’

Kronik Kolektif’in ilk oyunu olan ‘Vahşet Tanrısı’nda Çetin Sarıkartal, Tansu Biçer ve Roza Erdem’le birlikte rol alıyorsunuz. Oyun nasıl gidiyor?


‘Vahşet Tanrısı’, iki ailenin bir arada korumaya çalıştıkları ortak yaşam alanının nasıl bozulduğunun anlatıldığı bir oyun. Çok güzel
bir tekst gerçekten. Seyirci de ilgi gösteriyor sağolsun. Belli bir sahnemiz olmadığı için belli bir tarihi olmuyor ama 20 Mart’ta Çevre Tiyatrosu’nda olacağız, duyurulur!

Yaklaşan 27 Mart Dünya Tiyatro Günü öncesinde ne söylemek istersiniz?

Tiyatroyla ilgilenen insanlar için tiyatro her gün önemlidir. Tiyatro her şeyden önce varolmuş sanatlardan biri olduğu için hiçbir
zaman bitmez. Tüm diziler bitse bile yok olmayacak bir sanat dalından bahsediyoruz. Üç insanın bir araya gelmesi ortaya bir hikâyenin çıkması için yeter de artar bile. Tiyatro çok az yalan söylenebilecek bir yer olduğundan benim için çok kıymetli ve mühim.

 

‘Fırsat buldukça Beşiktaş’ın maçlarına gidiyorum’

Sıkı bir Beşiktaş taraftarısınız. Futbol otoriteleri bu sezon da Beşiktaş’ın şampiyon olacağı konusunda hemfikir. Sizce ne olur?

Öncelikle Beşiktaş’ın oynadığı futbol gerçekten heyecan veriyor. Takım olma halini çok seviyorum. Bir de Atiba’yı seviyorum. Açıkçası şampiyonlukla çok ilgilenmiyorum. Ben bir kadınım ve erkekler gibi tuttuğum takımın şampiyon olması gerekmiyor.
Dövüş sporları hariç her türlü spor müsabakasını izliyorum. Beşiktaş’a dönecek olursak Çarşı’yı çok zeki ve çok cesur buluyorum.
Fırsat buldukça maçlara da gidiyorum.